Connect with us

Afrika

Nijeryalı Rehine Kızlar ve Önemli Sorular

Published

on

NİJERYALI REHİNE KIZLAR VE ÖNEMLİ SORULAR

Yazar Şahan YILMAZ   

Pazartesi, 26 Mayıs 2014

pastedGraphic.png

Nijerya hakkında çok sayıda ansiklopedik bilgi olsa da, konuya başlamadan özet geçmekte fayda vardır.

Sayısız kabilenin yanı sıra çoğunluğu müslüman olan kuzey bölgesinde Hausa ve Fulaniler, çoğunluğu hristiyan olan güneyde kalan batı bölgesinde Yorubalar ve doğu bölgesinde de İbolar yaşar. Bu bölgeler 1914’de sömürgeci İngiltere tarafından birleştirildi ve kabaca “siyahlar ülkesi” anlamında “Nigeria” adı verildi. 1960’da bağımsız oldu ama başta bölgeselcilik, etnik milliyetçilik ve mezhepçilik yüzünden iç savaş ve darbeler geçirdi. 150 milyonu aşkın nüfusuyla 860 milyonluk siyahî Afrika’nın en kalabalık ülkesi. Kalabalığı taşıyamayan başkent, Lagos kentinden Abuca’ya taşındı. Animist azınlık dışında nüfus yarı yarıya müslüman ve hristiyan. OPEC ülkesi olmasına rağmen dünyanın en yoksul yerlerinden. Birbirine rakip siyasi, ticâri ve dinî elitlerin ortak paydası yolsuzluk. Sahtecilik, kayırmacılık ve adaletsizlik her alanda ve her sektörde yaygın. Bu yüzden halk, daima peşinden gitse de siyasetçilere güvenmez ve sürekli komplo teorileriyle yaşar. Devlet 36 eyaletten oluşur. Yönetim şekli Amerikan federalizmine çok benzer, ama başkanı eyaletler değil halk seçer. Karmaşık siyasi, ekonomik, toplumsal ve sınıfsal yapısıyla “mini Afrika” diyebileceğimiz Nijerya, kıtanın en stratejik ülkesi sayılır. Uluslararası eroin, silah ve petrol kaçakçılığının en önemli duraklarından biridir. Yine de Orta Dogu ve Asya’nın yanında profili hep düşük kalır.

*****

Peki ne oldu da Nijerya dünya gündemine girdi?

15 Nisan’da İslamcı Boko Haram örgütü kuzeydoğu eyaleti Bornu’nun Çibok şehrinde, son bilgilere göre hristiyan 283 ortaokul kız öğrencisini kaçırdı. Örgüt lideri Abubakar Şekâu, kızları zorla müslüman yaptıktan sonra Allah’ın izniyle tanesini 7 eurodan (12 dolar) satacağını duyurdu. Sosyal medya aracılığıyla Batı dünyası harekete geçti. Michelle Obama, anneler günü dolayısıyla yaptığı konuşmasında rehine kızlara değindi ve “KIZLARIMIZI GERİ GETİR” kampanyası başlattı. Amerika, İngiltere ve Fransa, Nijerya’ya istihbarat ve kurtarma timleri yollayacaklarını söylediler. Fakat, Abuca’da Başkan Goodluck Jonathan hükümeti rehineleri kurtarma konusunda isteksiz görünüyor. Batı’nın gözleri ülkesinin üzerindeyken Jonathan’ın isteksizliği tartışma konusu oldu ve protesto edildi. BBC ve CNN, Nijerya devletinin kronik yolsuzluk sorununa ve ordusunun yetersizliğine vurgu yaparken Fox News, İslam karşıtı propogandalarına başladı bile.


Fakat Batı medyasının değinmediği nokta Afrika’nın militarizasyonu.

Boko Haram yeni bir örgüt degil. Kaçırma eylemleri de yeni degil. 2002’de kurucusu Muhammed Yusuf, ordu tarafından öldürüldükten sonra silahlanmaya başladı. Aslında örgütün adı değil, sloganı Boko Haram, yani “Batı Eğitimi Haramdır.” Asıl adı, Cemaat-i Ehli Sünnet li Davet-i ve’l Cihad. Şubat 2000’den itibaren kuzey eyaletleri şeriat sistemini onadıklarından beri hristiyan azınlığa saldırıyor, askerle çatışıyor. Bornu’dan başlayıp kuzeybatıdaki Sokoto’ya kadar eylemler yapıyor. Kendilerini kınayan imamları da vuruyorlar. Boko Haramcılar “almaciri” adı verilen kur’an okullarında okuyan ögrencilerden. Bu sebeple Abuca ve Batı dünyası onları ‘Nijerya Talibanı’ olarak tanımlıyor.

Kimi gözlemcilere göre mesele yoksulluk da degil. “Yoksulluksa herkes yoksul” diyorlar. Hatta hristiyan azınlığın ikinci sınıf vatandaş muamelesi gördüğünü söylüyorlar. Onlara göre sorun din. Çünkü ‘bazı’ gericiler, kuzeyde yaygınlaşmaya başlayan -Türkiye’de de her ferdin süzgecinden geçtiği- laik eğitim sistemine karşı ALMACİRİ sistemini muhafaza için Boko Haram’a destek oluyorlar. Hristiyanlar da laik okullara gittiklerinden Boko Haram’ın hedefi oluyorlar.

Şeriat sayesinde bir erkek dört eş sahibi olup bakabileceği kadar değil yapabileceği kadar çocuk yapınca, bu çocukların çoğu normal laik okullara gidemiyor. Onun yerine vakıf ve yerel hükümetlerce desteklenen ‘hacı-hoca takımının’ mekteplerine kaydoluyorlar. 10 milyondan fazla kayıtlı talebe var. Mektepler bedava. Sadece, karşılık olarak talebeler okuma-yazması bozuk muallimleriyle beraber tarım işleri yapıyorlar. Sosyal devlet yardımı gibi görünen almaciri mektepleri küresel ekonomide başarılı olmak için gerekli eğitim ve tekniği sağlamadığından, çok yoksul olan bu çocuklar dilencilik yapmıyorlarsa hizmet sektöründe süflî islerle uğraşıyorlar; el arabası şoförlüğü, hamallık, seyyar satıcılık gibi. Ucuz emek gücü böylece kalıcılaşıyor ve mafyavârî yapıların sömürüsüne açık hale geliyor. Boko Haram’ın önceli Yan Tatsine örgütünün lideri Muhammad Merve de almaciri ürünü bir vâizdi. Demek ki, Boko Haram tasfiye edilse de almaciri olduğu müddetçe bölgede başka gruplar türemeye devam edecek diye düşünülüyor.

Bu gözlem önemli. Çünkü almaciri, kuzey Nijerya’nın kökleri derinlere inen İslami tarihine ve Hausa-Fulani toplum yapısına dayanıyor. İslam önce 900’lerde Magrib’den Senegal’e, oradan da Mali yoluyla Nijerya coğrafyasına girdi. İlk müslüman krallar animist gelenekleri korudu. İslam Batı Afrika’da kendiliğinden ve yavaş yayılıyordu, ta ki 1726’da Senegal’de başlayan cihad hareketleri bütün bölgeye sıçrayana kadar. 1804’de göçebe Fulaniler, Kadirî tarikatının kurucusu Abdülkâdir Gilânî’nin soyundan gelen Osman bin Foduye önderliğinde köleci Hausa feodallerine karşı ayaklandı ve Sokoto Halifeliği’ni kurdu. Sokoto Halifeliği kuzeyde Hausa emirliklerini birleştirdi, animist gelenekleri ezdi ve almaciri sistemine günümüzdeki şeklini verdi. İngiltere, Halifeliği 1903’de yıktı. Böylece kuzeyde hristiyan misyonerlerin önü açılmış oldu. Ancak İngiltere, kuzeyi hiç bir zaman direkt olarak yönetmedi. Kuzeyin özerk yapısı ve halkının savaşçı özellikleri, bağımsızlık arifesinde güneyli liderlerde endişe yaratıyordu.

Günümüzde Yorubalar her meslek dalına yayılmış ve İbolar finansta yoğunlaşmışken, Hausa-Fulaniler genelde asker, polis, jandarma oluyorlar. Ezilen kitleler çıkış yolunu asırlardan beri toplumun bel kemiği olan din adamlarında buluyor. Hristiyanlık küreselleşmeye kapılarını açık tuttuğundan, müslümanlık kur’an ve almaciri ile huysuz ve içine kapanık görünüyor.

*****

Ne var ki, sadece kur’an okullarına işaret edilerek yapılan gözlemler rehine kriziyle ortaya çıkan başka soruları cevapsız bırakıyor.

Kadın öldürmeme prensibiyle Yan Tatsine’ye kıyasla ‘centilmen’ sayılan Boko Haram’ın, Kuzey Nijerya’da şeriat hâlâ yürürlükteyken tam olarak neyi savunduğu anlaşılmıyor. Kuzey Nijerya’da şeriat başka yerlere kıyasla ‘hafif’ kabul ediliyor olabilir. Ancak Boko Haram’ın bu ‘hafiflik’ten şu ana kadar bir şikayeti yok. Örnegin, hazineden zimmetine para geçirmekle suçlanan Zamfara Eyalet Başkanı Ahmed Sani Yerima’nın onayladığı hükümle inek çalmakla suçlanan Buba Cangebe’nin eli kesilmiş, buradaki adaletsiz çelişkiye tepki laiklerden gelmişti. 2011’de Abuca’da BM binasına yapılan bombalı saldırıdan iki hafta sonra Kano Eyalet Başkanı Musa Kuankuaso, tutuklu 20 Boko Haram militanını serbest bırakmıştı.

Boko Haram’ın Suudlardan destek aldığı biliniyor. Acaba içeriden de yerel hükümetlerce destek görüyor mu? Boko Haram, yerellerle Abuca arasında bir hesaplaşmanın ürünü olabilir mi?

Olsa da olmasa da, “yetersiz” denilen Nijerya ordusunun hava saldırıları, yargısız infazları ve gelişigüzel tutuklamaları özellikle Bornulu müslümanları canından bezdiriyor. 1000 yıllık almaciriye ve 15 yıllık şeriata rağmen, ordu ve Boko Haram arasındaki mücadele sebebiyle bölge askerîleşiyor. Bornu, Yobe ve Adamawa eyaletlerinde olağanüstü hâl var. Dahası Amerikalı, İsrailli ve Pakistanlı subaylar Bornu’nun İhecirika Kışlası’nda Nijerya birliklerine komando eğitimi veriyor. Bir kışlanın adı kendisine verilen Korgeneral Azubike İhecirika, ordunun Boko Haram’la mücadelede ‘bazı hatalar’ yaptığını ‘itiraf’ edince Jonathan tarafından görevinden alınıyor, ardından da ordunun dışarıdan insansız uçak (drone) satın aldığını duyuruyor. Mart 2013’de Nijerya Yüksek İslam Şûrâsı, Amerikan insansız savaş uçaklarının Nijer’de üs kurmasından endişe duyduğunu belirtmişti. Şimdiyse, rehine krizinden ötürü Çad’a ve Kamerun’a da insansız uçak üsleri kuruluyor.

Bununla birlikte kesin olan bir başka nokta daha var: Nijerya ordusu çatışmaların durmasını istemiyor! Jonathan, olağanüstü hâl dolayısıyla orduya bütçeden 300 milyon dolar ayırdı. Acaba Jonathan’ın sürekli Boko Haram’ı küçümsemesinin ve rehine kızları kurtarmada isteksiz görünmesinin sebebi bu mu? Yani, ordunun eline yağ mı sürüyor?

Aksi de mümkün. Nijerya’da 1966’dan beri bir tür askerî vesayetten söz edilebilir. Askerî rejimler sırasında görev yapanlar sivil siyasette de rol aldılar. Muhammedu Buhari, Abdüsselam Abubakar, Olusegun Obasanco bunlardan en önemlileri. Goodluck Jonathan ise sivil bir İcaw. Askerler Jonathan üzerinde baskı kurmaya mı karar verdiler? Yoksa askerî ve sivil elitler, kimi müslüman ve hristiyan kitlenin anlayışla karşıladığı Nijer Deltası Kurtuluş Hareketi MEND’e (Movement for the Emancipation of the Niger Delta) karşı müslüman ve hristiyan birlikteliğini bölmek için hem şeriat hem de Boko Haram üzerinden kirli bir siyaset mi yürütüyor? Güneydeki Nehirler Eyaleti’nin Okrika şehrinde bir petrol rafinerisine düzenlenen bombalı saldırıyı MEND’in üstlendiği gazetelerde yazılmıştı. Bölgenin İcaw halkı ise her eylemin MEND tarafından yapılmadığını iyi biliyor. Saldırı siyasi olmayıp kaçakçılıkla alâkalı olamaz mı? Nijerya halkına sahte bayrak operasyonu (false flag operation) yapılarak MEND gibi mücadelesi haklı gruplar Boko Haram gibi canavar olarak gösterilmek mi isteniyor?

Ayrıca, Boko Haram’a karşı PAKİSTANLI subayların Bornu’da eğitmenlik yapması da başka soru işaretleri yaratıyor. Düşünün: Sovyetlere karşı İslamcı mücahitlere ve sonrasında Taliban’a verdigi destek süresince dünya eroin ticaretini Afganistan üzerinden yürüten Pakistan ordusu, yine eroin ticaretinin başka bir geçiş noktasında İslamcı bir örgüte karşı hâlen kendi ülkesini bombalamakta olan bir ülkeyle (Amerika) ve İsrail’le beraber başka bir orduya eğitmenlik yapabiliyor! Üstelik eğittiği bu ordu kendi ülkesini bombalayan aracı, bombacı ülkeden satın alıyor! Pakistan’ın yakın müttefiklerinden Suudi Arabistan’ın, kazandığı petro-dolarları Amerikan silah sanayinde ve uluslararasi silah kaçakçılığında döndürdüğü gerçeği de düşünülecek olursa, “Kızlarımızı Geri Getir” kampanyasıyla “Koni 2012” arasında benzerlerlik ortaya çıkıyor. Afrika’nın militarizasyonu böylece sivil kampanyalarla yürütülmüş oluyor.

*****

15 Nisan’dan bu yana kaç öğrencinin kaçırıldığı tam belli değil. Boko Haram tarafından hedef gösterilen okullarına o gün neden gittikleri de belli degil. Şekâu’nun amacı kızları satmak da değil. Tutuklu militanların serbest bırakılmasını sağlamak.

Eğer ortada vesâyet problemi, kirli siyasi tezgahlar, kaçakçılık unsurları ve tuhaf zamanlamalar yoksa, o halde bu faktörler emperyal militarizasyona önayak olmuyor demektir. O halde sadece bir propaganda savaşıyla karşı karşıyayız. Bu propoganda savaşından elbette Nijerya ekonomisi etkileniyor. Kuzeye yatırımlar duruyor. En fazla yara alan inşaat sektörü. Jonathan bunu istemez. Ama Radikal Gazetesi yazarı Fehim Taştekin’in de dediği gibi Boko Haram meydan okuyor. Kamerun’da da eylemler yapıyor.

Yine de kafaları kurcalayan sorular bitmiyor. Örnegin Hillary Clinton Obama yönetiminin Boko Haram’ı terör örgütü listesine almasına neden karşı çıktı??

Anlaşılan Nijerya toplumu haklı olarak komplo teorileriyle yaşıyor. Bütün bunlara ek olarak, rehine kızların âkıbetinin ne olduğu da en önemli sorulardan biri olarak karşımızda duruyor.


Şahan YILMAZ

Son Güncelleme ( Pazartesi, 26 Mayıs 2014 )

Continue Reading
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Trending