Politik Ekspress
Günahkâr Satranç Taşları
GÜNAHKÂR SATRANÇ TAŞLARI
Salı, 10 Ocak 2017
AÇILIŞ…
Cübbeli Ahmet’in satrancın haram olduğunu söylemesi asla geçiştirilemez. Kim olursa olsun, her hangi biri zekâ oyunlarını afaroz etme cürreti gösteriyorsa sakın savunmaya geçmeyin, direk hücum edin. Hiç kimseye açıklama yapmak zorunda hissetmeden “Şah!” çekin. Çünkü odun kafalı Cübbeli’den satranç tahtasında sadece tahta olur. O yüzden üstündeki taşları put sanar. Dolayısıyla Cübbeli’nin kafasının üstünde satranç oynamak helaldir. Tahta sonuçta!
Bu bir hakaret bile değil. Cübbeli Ahmet, herşeyden önce bilmediği anlamadığı ve belki de hiç anlayamayacağı bir konu üzerine yorum yapmak gibi bir hatayı saçmalıkla birleştirip salaklık boyutuna taşımakla kalmadı, zekâ oyunlarını kumarla bir tutan fetvaları sıralayarak tam bir gerizekalık etti. Gidin sorun, “şu piyonu oynat bakalım, görelim” deyin. O piyon yerinden oynamayacaktır! Neden mi? Taşa dokunamayacaktır bile; 2017 dünyasında hâlâ Cahiliye Arapları’nın yaşadığını zannettiği için!…
Hazreti Muhammed 630’da Mekke’yi ele geçirip Kâbe’deki putları kıralı 1387 sene olmuş. Ridde olaylarının 633’te sona ermesinden, yani yalancı peygamberlerin yenilgisinden bu yana da 1384 sene geçmiş. Laik Türk’ün neresi pagan Bedevi?? Yoksa Cübbeli’nin derdi dindar Türk mü? “Dinine bağlı” bir Türk satranç taşlarına tapabilir mi veya kumar gibi kötü yollara düşer mi? Eğer Cübbeli’nin böyle bir endişesi varsa vay haline; daha oyun başlamadan mat olmuş demektir..
ŞAH!
Yobazlar şunu bilsin: tavla, okey veya pişti gibi şansa dayalı değildir zekâ oyunları, beden oyunları gibi spordur ve Alzheimer’s hastalığına iyi gelir. Fiziksel sporlar nasıl genelde top ile oynanıyorsa, zihinsel sporlar da genelde taşlarla oynanır. Başka türlü oynanmaz.
Zihinsel sporcu olmayabilirsiniz. Satranç bilmeyebilir, hatta sevmeyebilirsiniz. Ama satrancın mekruh, haram, hatta günah olduğunu söylerseniz ister istemez kendinizi tahtasının ortasında bulursunuz. Aslında bu bile bir olaya dahil olmak açısından ehven-i şer bir durum. Hiç dahil olamamak da var. Satrancı günah zanneden güruh, iddialı olduğu Orta Doğu sahasında yeniliyor olması şöyle dursun, güneş enerjisi rekabetinde yok bile. Yani piyon bile değiller! Cübbeli Ahmet, satranç taşlarının günahkârlığına gelene kadar bu konuya değinmek zorunda. Değinmiyor veya değinemiyorsa ya aklı yetmediğindendir ya da aşağılık kompleksindendir.
*****
Satranç, 4 Tümen anlamındaki “Çaturanga” adıyla Hindistan’da doğdu. Sonra İran’da “şatranc” adını aldı ve Müslüman Araplarla dünyaya yayıldı. Zamanla gelişime uğradı, taşların isimleri değişti ve günümüzdeki halini aldı. Günümüzdeki Kale Çaturanga’da Fildi, Fil de Deveydi. Çin oyunu Go, kuşatma üzerine kuruluyken satranç düşmanı imha etme üzerine kuruludur. Go sahasında daha fazla araziye hakim olan oyunu kazanırken satranç’ta “ya hep ya hiç” vardır; üstün durumdayken bir hatayla mat olabilirsiniz.
32 cengâverin dizildiği sahada Şah, karargah ve takviye kuvveti gibidir. Piyonlar halktan seçilen piyadeler, Filler tank, Atlar topçu birlikleri, Kaleler yardımcı komando, Vezir de elit komandolar gibidir. Ama sahanın düzlüğüne aldanmayın. Her hamle muharebe meydanının coğrafyasını da topoğrafyasını da dönüşüme uğratır. Ovalar, çöller, dağlık bölgeler, dar geçitler, bataklıklar, hepsi oradadır.
Stresli bir oyundur, sinir bozar, nâdiren kavga bile çıkar. Çünkü 64 karenin üstünde sadece oyuncunun askerleri yoktur. Oyuncunun kendisi de er meydanındadır Şah olarak. Böylece Şah, oyunun hem beyni hem de kalbidir. Bu da şu demek: satranç, geometrinin somutluğunda olduğu kadar konsept olarak soyut açıdan da düşünülmelidir.
Nitekim, Şah da dahil bütün taşlar hareket kabiliyetleriyle kimlik kazanmış kavramlardır aslında. Piyon olmak sadece düz gitmekse, her yere gidebilmek Vezirliktir. Taşların birbirinden farklı fonksiyonları ve misyonları şekillerle ifade edilmiştir. Yani satrancın şekilciliği paganlıkta değil kavramsallığında yatıyor. Bu gerçeği değiştiremezsiniz. Zaman içinde “Geçer Piyon” ya da “Rok Yapmak” gibi reformlar getirebilirsiniz, ama kaideyi bozamazsınız. Çünkü güç kavramı satrançta da uluslararası ilişkilerde de ve nihayet hayatta da hareket kabiliyetiyle ölçülür. Kuvvetli olan kuvvetsize kıyasla daha hareketli olandır.
Fakat hareket kabiliyeti sonsuz değildir. Kuvvetlinin de zayıf noktaları vardır. Kabiliyeti dışında kalan ulaşılmaz alanlardır bunlar. Her yere dikey ve yatay yol alan 5 puanlı Kale, 3 puanlı Fil gibi çapraz koşamaz. İkisinin işini tek başına yapabilen 9 puanlı Vezir ise, yine 3 puanlı At gibi L şeklinde gidemez. Öyleyse güç, sadece kuvvetten ibaret değil. Etkinlik faktörü de çok önemli. Örneğin, stratejik konumdaki bir Piyon, pasif bir Kaleden daha değerli olabilir. Bu, etkinliğin mikro boyutudur ve hamleden hamleye değişkenlik gösterir.
Etkinliğin mikro boyutu kadar makro boyutu da vardır, sübjektif koşullar kadar objektif koşullar da mevcuttur. Örneğin, Piyon açılışları sonrası “orta oyun” adı verilen yakın dövüşlü ve çok taşlı saha, Atın Filden daha etkili olduğu objektif ortamdır. “Oyun sonu” adı verilen ve taşların tasfiyesiyle açılan saha ise, Filin Attan daha etkili olduğu ortamdır. Bir başka deyişle, sağlam şartlar satranç tahtasında da sağlam tahliller gerektirmektedir.
VE MAT’A DOĞRU
Bu konuyu neden mi konuşuyoruz?
Yobazlığın dünyanın çeşitli bölgelerinde hortladığı şu günlerde ulus devletler, laiklik, kadın hakları gibi hayatı etkileyen kavramlar sürekli baskı altında. Daha başka şeyler de, ama makro veya mikro olmayan şeyler de baskı altında; içki içme hürriyeti gibi mesela. Konular derin olunca tartışmaya açılıyor. Örneğin, yobazlık Suriye’de hedef olarak ulus-devleti seçince çokboyutlu felaket yaşanıyor ve konu üzerinde ciddi kafa yoruluyor. Konular sığlaştığı oranda yobazlık da o kadar gülünç hale geliyor. Örneğin, Ensar Vakfı’ndaki çocuk istismarına ses etmeyenler yılbaşı kutlamalarını koro halinde kınıyor. Yobaz, hem ikiyüzlülüğü hem de mantıksızlığıyla karşımıza dikiliyor.
Ama iş, zekâ oyunlarının özellikle de satrancın lanetlenmesine kadar geldiyse hücüm etmek farz oldu demektir. Açın ağzınızı yumun gözünüzü. Çünkü, okumuş zır cahillere karşı satrancı savunamazsınız. Aksine, satrançla karşı saldırıya geçersiniz. Daha doğrusu, karşı saldırıya geçmekle onlarla satranç oynamış olursunuz.
Oyunun acemisi olsanız bile sonuçta Osmanlı tokadı yiyecekler bellidir. Bir Piyonun tırnağı bile etmeyen cübbeli cübbesiz tüm dangalaklar, bilim ve teknolojinin zihin geliştirdiği o 64 karenin matematiğinde sürekli mat olup tahtaya dönüşecekler. Odun kafalar yanıp kül olurken tabii ki taşlar sapasağlam yerinde kalacak, Piyonlar da Vezir’e çıkacak.
ŞAHAN YILMAZ
Politik Ekspress
Bir Tepki Olarak Kadın Düşmanı Cadıların Çenesini Kapatmak

Yeni Şafak yazarı Cemile Bayraktar “müslüman ülke, tecavüz… fırsatçılığına soyunmayın, Amerika’da her iki dakikada bir kadın tecavüze uğruyor. Şimdi çenenizi kapatın” diye tweet atmış.
Anlaşılan, 20 yaşında tecavüze uğrayarak öldürülen Özgecan Aslan için ayağa kalkan kadınlar ister istemez cadıları da uykularından etmiş.
Amerika kıyaslaması yapan, meseleyi mini etek çözümü de pembe otobüs zanneden mini beyinli cadılar, tecavüzcüden sonraki ikinci derece kadın düşmanlığı suçu işlemekten “çeneleri kapatılarak” cezalandırılmalı. Cadıların diline biber gazı sıkmak her kadına “farz” olmalı, ki kurnaz diller şarka bile yönelemesin. Cadıların anladığı dilden konuşarak 5 maddeyle şimdi çenelerini kapatalım.

1. Mini Etek Mazeretine Cevap:
Dünyada tecavüzün en az olduğu yer mini eteğin en fazla giyildiği Japonya! Hatta her türlü suçun en az işlendiği yer, Japonya!
127 milyon nüfusuyla neredeyse iki Türkiye eder! Ne Avrupa’da ne de Amerika’da olan bir ülke. Demek ki ileri toplumlarla kendimizi kıyaslarken sadece Batı’ya bakmaya gerek yokmuş. Japon kadını ve genç kızı sadece mini etekli de degil; bakımlı da! Demek ki tahrik sebebi olarak cazibe aramaya da gerek yokmuş.
Üstelik mini eteğin en minisini giyen Japon hanımları saygıda da kusur etmiyor. Örf ve adetlerine bağlılar. O örf ve adetler ki, %99’u Japon olan milletin en üst kimliği! Sorunlar yok mu? Elbette var. Cinsellikten uzaklaşıyorlar; evlenmiyorlar bile. Bu yüzden nüfusları düşüyor. Başka sorunlar da var ama suç oranı yok denecek kadar az. Ayrıca Japonya’da yaşayan yabancılar da suç işliyor.
2. ABD Kıyaslamasına Cevap:
Öncelikle Yeni Şafak yazarının dili şark kurnazı bir dil. Mağduru suçlayarak suçluyu aklayan bu çirkin fırsatçı zihniyet mutlaka ifşâ edilmeli.
Soralım: Acaba “iki dakikada bir” demek, “iki de bi” demek midir? Aynı “üç beş” dermiş gibi…
Düşünün: Kenan Evren’nin “kuracaksın meydana darağacını sallandıracaksın üç beş tane” fermanından 49 yargılı infaz çıkmıştı ve bu tür rakamlamalarla sayısız daha bir çok insan hayatı hiç olmuştu. Demek ki, “canım, Amerika’da da ikide bi tecavüz oluyo” ifadesinin ardından “susun!” emri koşa koşa gelip cümleyi tamamlamak zorunda. Üstelik konu polemiklere boğulup saptırılmakla kalmıyor sadece. Şark kurnazı fermanlarla nasıl onbinlerce 12 Eylül mağduru ‘üç beş’in içinde kaybolup insan hayatı değersizleştirildi ise, şark kurnazı tweetlerle Özgecan ‘iki de bir’in içinde kayboluyor ve mağduriyeti değersizleştiriliyor.

Ayrıca, Cemile Bayraktar’ın aritmetiği yalın anlamıyla okunduğu zaman Amerika’da her 1 saatte 30, 1 günde 720, 1 yılda da 262,980 tecavüz olması gerekir. Nüfusuna oranla her 100,000’de 82’yle açık ara dünya birinci olması gerekir Amerika’nın; ama yok böyle birşey!
Tecavüz suçlarında nüfusa oranla dünya birincisi her 100,000’de 66’yla İsveç görünüyor. Amerika’da bu oran 100,000’de 26. Rakam yine de yüksek. Fakat 318 milyon nüfusuyla dört Türkiye eden Amerika, homojen Japonya’nın tam tersine dünyanın en heterojen ülkesi. Sayısız etnik grup var ve hiçbiri tek bir Amerika’yı temsil eder durumda değil. En azından şu ana kadar tespit edilmiş 11 çeşit ABD’den söz edilebilir. Her olumsuz olayda Amerika’yı veya başka yerleri gündeme taşıyıp lâf yarışı yapmak Özgecan’ın kanını yerde bırakmak olur.
Doğrudur, dünyanın başka yerlerleri daha korkunç. Kongo’da cisimlerle yapılan kadın kırımı (femicide) yaşanmaktadır. Ama, daha kötü örneklerle kimse avutulmaz. Daha iyisi mümkün olduğu için öfke duyulur. Ne Kongolu kadınların ölümü Özgecan’ı geri getirir, ne de Özgecan’ın ölümü Kongolu kadınları geri getirir. Ayrıca Amerikalılar ve genel olarak Batılılar, “canım üçüncü dünyada da ikide bi tecavüz oluyo” diyerek meseleyi geçiştirmez. Onlar, konuyla ilgili olarak çocuk evliliklerine işaret ederler. Peki şu an toplumu anlamsız polemiklere sokmaya çalışan fırsatçılar neye işaret etmektedir?…
Yine doğrudur, Amerika’da da tecavüz var. Hatta Japonya’da taciz ve adam dövme gibi başka suçları işleyenler de özellikle Okinawa üssündeki Amerikan askerleridir. Bunlar ‘üç beş’ ay ‘talim ve terbiye’ edildikten sonra izin alırlar. Sivillerin arasına karıştıkları ilk yer kaçınılmaz olarak bar ve diskolardır. Yakın dövüş eğitimi almış aşırı testosteronlu Amerikan askeri doğal olarak kavga da eder taciz de eder.
Demek ki mesele mini etek ya da Amerika degildir; mesele mutlâkî erkekçiliktir.
3. Mutlâkî Erkekçilik:

Erkekliğin aşırı merkezîleşmesi bir tek Amerikan askerinin hormonlarında olmuyor. Erkeği mutlak merkezî otorite makamına oturtma işini çokça yapanlar, Batı’nın aksine üçüncü dünya ülkeleridir. Bunun en çok yaşandığı yer de Hint kıtasıdır.
Mahatma Gandi, “Hindistan’da iki tip köle vardır: biri Dalitler, diğeri kadınlardır” demişti. Pulan Devi’nin hayatını anlatan Eşkıya Kraliçe adlı film maalesef Gandi’yi çok doğrular! Hem Dalit hem kadın olmanın yükü hayat boyu tacizdir, istediğiniz kadar örtünseniz de…
Mutlâkî erkekçilikte herkes -kadın, çocuk, hayvan, bitki- erkek cinsin ekseni etrafında döner. Söz konusu cins üniterdir, muktedir Tanrı makamında oturur. Böylece insanlıktan çıkmış ve başka bir yaratık hâlini almıştır. Bu yaratık, kadın, çocuk ve hayvanın yanı sıra başka erkeği de dövebilir, dahası öldürebilir, daha fazlası tecavüz de edebilir. Bu zihniyet dayakla kendini tatmin eder, cinayetle adalet arar, tecavüzle de kendini ödüllendirir.
Özetle tecavüz köleci-işgalci monopol erkekçiliğin doruğu, en ileri aşamasıdır. Bir cinsten put yaratma ve ona başta kadın olmak üzere tüm canlıları kurban etme ritüelidir. Böylesi bir ritüelde, erkeklik artık putlaşmıştır. Putlaşmış erkeğe tapmak için sadece erkek cinsi olmak gerekmez, cadı da olunabilir; cadı olmak için kadın cinsi olmak gerekmediği gibi. Yeter ki siz, ne yapıp edip bir şekilde mutlâkiyetçi yapıyı şark kurnazlığınızla kıvırtarak savunabilin; mâzeret arayarak üstü kapalı biçimde kurbânı suçlayabilin. Nitekim, ne mini etek ne Amerika ne de laik düzen kadın için tehlike arz eder. Tehlike tarih boyunca kölecilikten, feodaliteden ve mutlâkiyetçilikten geldi; gelmeye de devam ediyor.
4. Kadının Yeri:
Kadının yeri evi, otobüsü de pembe midir?
Acaba ev, otobüs ve örtünme tacize karşı alternatif midir? Kadının yeri evi ise evine ilk kapanması gereken İslamcı kadındır. Fakat türban mücadelesi İslamcı kadının sadece laik statükoyu değil İslamcı erkeği de karşısına alarak verdigi evden çıkma mücadelesiydi. Bir toplumsal entegrasyon mücadelesi olarak zaferine ulaştı da. Öyleyse türban zaferinin söylediği şu: örtünsün veya örtünmesin kadının yeri her yerdir! Her yerde güvende olmalı, hiçbir yerde zarar görmemelidir. Bunu sağlamak için mutlâkî erkekçiliğin önü kesilmelidir. Pembe otobüs de yine mutlâkiyetçi zihniyetin bir lûtfudur. Yeri her yer olan kadının alanını daraltma çabasıdır.
Toplumun silahlanması ve idam cezası ise çok tartışmalı bir konu. Suistimale açık. Cadıların işine gelebilir. Kadınların tecavüzcü yaratıklara karşı verdiği mücadelede erkekler de, yani adam gibi adamlar da zarar görebilir. Star Gazetesi yazarı Elif Çakır gibiler Kabataş saldırısı gibi yalanları sistematik olarak erkekler aleyhine kullanıp güvensizlik ortamı yaratabilirler. Kadınların silahlanması uygulamaya konsa bile kısa vadeli bir çözüm olacaktır. İdam cezası ise gideni geri getirmeye yaramıyor. Özgecan’ın katiline idam istenmesi anlaşılır bir durum. Şu an toplum reaksiyon gösteriyor. Haklı bir reaksiyondur, fakat yine de reaksiyondur. İlerisi için uzun vadeli çözüm gerekir ve reaksiyonla bu olmaz.
5. Alternatif:
Uzun vadede çözüm, erkeğe aşırı yüklenen merkezî otoritenin dağıtılmasıdır.
Yani, eğitimle ve kanunlarla kadının, çocuğun ve hayvanın haklarının erkek hegemonyası aleyhine arttırılmalıdır. Bu güç dağıtımına demokratik özerklik de denebilir. Yavaş ve küçük adımlarla da uygulanabilir. Bu, erkeğin özgürlüğünü kısıtlamak değil tam aksine kadın, çocuk ve hayvan haklarıyla entegre ederek genişletmektir. Tecavüz olaylarını engelleyebileceği gibi, şark kurnazı kadın-erkek görünümündeki cadıların da uzun vadede çenelerini kapatabilir. Özgecan gibi bir tek can daha mağdur olmasın diye ayağa kalkanların bunları derinlemesine tartışması gerekiyor.
Yazar ŞAHAN YILMAZ
19/02/2015
Güney Asya
Yanlış Politikalar Adası Sri Lanka’dan Alınacak Dersler
-
Doğu Avrupa8 yıl ago
UKRAYNA’DA NEDEN OLAYLAR OLUYOR?
-
Türkiye9 yıl agoSURİYE’Yİ BUGÜNLERE GETİREN ENERJİ II
-
ABD ve Kanada6 yıl ago2016 Amerikan Seçim Sonuçları Üzerine III
-
6 yıl ago2016 Amerikan Seçim Sonuçları Üzerine II
-
Afrika6 yıl agoNijeryalı Rehine Kızlar ve Önemli Sorular
-
6 yıl ago
2016 Amerikan Seçim Sonuçları Üzerine I
-
Avrupa4 yıl agoCharlie Hebdo Sonrası ve Batı
-
Asya6 yıl agoDuyarlı Türk’e Vietnam’ı Tanıtmak